Borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yaptığı işlemlere karşı başvurulabilecek temel yollar; şartları oluştuğunda tasarrufun iptali davası, işlem danışıklı ise muvazaa davası ve dava sürecinde malvarlığının korunması için ihtiyati haciz talebidir.
Tasarrufun iptali davası
İcra ve İflas Kanunu’nun 277. maddesi uyarınca tasarrufun iptali davasının amacı, kanunda belirtilen tasarrufların alacaklı bakımından hükümsüz hale getirilmesidir. Bu davayı kural olarak geçici veya kesin aciz belgesine sahip alacaklı açabilir. Kanunun ilgili hükmünde; İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. denilmektedir (İİK m. 277).
İİK m. 278, aciz belgesinin düzenlenmesinden veya iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde yapılan bağışlamaları ve ivazsız tasarrufları düzenler. Yakın akrabalar arasındaki işlemler, gerçek değerinin çok altında yapılan satışlar ve uygun karşılık bulunmaksızın kurulan bazı haklar bakımından kanuni karineler uygulanır. Bu hüküm, 7571 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle 25.12.2025 tarihinde değiştirilmiştir.
İİK m. 279, borçlunun aciz halinden veya iflasından önceki bir yıl içinde yaptığı bazı rehinleri, olağan dışı ödeme biçimlerini, vadesi gelmemiş borç ödemelerini ve belirli tapu şerhlerini konu alır. İİK m. 280 ise borçlunun malvarlığı borçlarını karşılamadığı halde alacaklılara zarar verme kastıyla yaptığı ve karşı tarafın bu durumu bildiği veya bilmesi gerektiği işlemlerin iptaline imkan verir.
Tasarrufun iptali davası kabul edildiğinde taşınmazın tapu kaydının mutlaka borçlu adına geçirilmesi gerekmez. İİK m. 283 uyarınca alacaklı, taşınmaz üzerinde alacağı ve ferileriyle sınırlı olarak haciz ve satış isteme yetkisi elde eder. Kanun hükmü bu sonucu şöyle ifade etmektedir: Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını istiyebilir.
Muvazaa davası
Devir işlemi görünüşte satış olmakla birlikte tarafların gerçek iradesi satış yapmamak veya malı alacaklılardan uzaklaştırmak ise Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine dayanılarak muvazaa iddiasında bulunulabilir. TBK m. 19 uyarınca sözleşmenin yorumunda tarafların kullandığı görünüşteki ifadeler değil, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır: Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/2064, K. 2017/2896, T. 20.03.2017 kararında, muvazaa davası bakımından icra takibine geçilmesinin ve aciz belgesi alınmasının zorunlu olmadığı yönünde değerlendirme yapmıştır: Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.
Muvazaanın ispatında satış bedelinin ödenmemesi, devralanın satın alma gücünün bulunmaması, taraflar arasındaki yakın akrabalık ve işlemin icra takibinden hemen önce yapılması gibi somut olgular önem taşır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2020/1938, K. 2020/3267, T. 08.10.2020 kararında, yakın akraba arasındaki devir ve devralanın satın alma gücünün bulunmaması gibi olguları, alacağın tahsilini engelleme kastını gösteren unsurlar olarak değerlendirmiştir.
İhtiyati haciz
Borçlunun malvarlığını elden çıkarma riski varsa, alacaklı dava veya takip sürecinde şartları oluştuğunda ihtiyati haciz talep edebilir. İİK m. 258 uyarınca alacaklı, alacağını ve gerektiğinde haciz sebeplerini mahkemeye kanaat verecek delillerle ortaya koymalıdır. Verilen ihtiyati haciz kararının uygulanması için alacaklının, karar tarihinden itibaren on gün içinde ilgili icra dairesinden infaz talebinde bulunması gerekir (İİK m. 261).
Sonuç
Borçlunun mal kaçırma işlemi gerçek ve geçerli bir tasarruf niteliğindeyse İİK m. 277 ve devamı uyarınca tasarrufun iptali; işlem danışıklıysa TBK m. 19 uyarınca muvazaa davası gündeme gelir. Her iki durumda da amaç, alacağın tahsilini güvence altına almaktır. Malın dava süresince elden çıkarılmasını önlemek için ise koşulları varsa ihtiyati haciz talep edilmelidir.